İletişim | Hakkımızda
ANHA

Soçi Kongresi çözüm üretecek mi?

EKREM BEREKAT

HABER MERKEZİ – 7. Yılına giren ve her geçen gün daha da ağırlaşan Suriye krizine ne Baas rejimi ne de sözde muhalefet bir çözüm üretebilmiş değil. Birçok uluslararası ve bölgesel gücün de müdahil olduğu krizde yegane demokratik çözüm projesine sahip olup bunu sahada pratikleştiren en aktif güç olan Kürtler ise göz ardı ediliyor. Bu koşullarda gerçekleşen, hedefi ve amaçları sisli, muğlak ve birçok şüpheyi içinde barındıran Soçi konferansı ile çözüm mümkün olabilir mi?

15 Mart 2011’de en makul demokratik taleplerle başlayan Suriye Halk Devrimi, uluslararası ve bölgesel güçlerin müdahalesi ve Baas rejiminin şovenist zihniyeti sonucunda kısa sürede silahlı başkaldırıya ve kanlı bir iç savaşa dönüştü. Onlarca silahlı grup sözde “muhalefet” olarak boy gösterip rejimle kirli bir iktidar kavgasına tutuştu. Bu kanlı kavganın sonucunda Suriye halkı krizin çözümü için dış güçlerden medet umar hale getirildi.

Suriye krizi artık dar bir bölge sorunu olmaktan çoktan çıkmış, kördüğüme dönüşen kanlı savaşa nedense toplantı, konferans ve zirvelerle çözüm aranmıştır. Cenevre ile başlayan arayışlar Münih, İstanbul, Riyad derken Astana ve Soçi ile kıtalar arası bir yolculuğa dönüşmüştür. Ne yazık ki, bunca toplantı, konferans ve zirvenin hiçbirinden çözüm çıkmamış, aksine tümü başarısızlığa mahkum olmuştur. Bunun başlıca nedeni de uluslararası ve bölgesel güçlerin Suriye’de kendi çıkarlarını koruma çabaları sonucunda -başta Kürtler olmak üzere- sahada güçlü ve aktif olan halkların iradesinin bu toplantı ve konferanslara katılımını engellemesi ve demokratik çözüme ciddi katkıda bulunacak yegane güçleri görmezden gelmesidir.

Bu güçler adeta Suriye Baas rejimi ile sözde muhalefet gruplarını birer satranç taşı gibi hareket ettirdi. Bu satranç oyunu sonucunda Suriye krizi iyice içinden çıkılmaz bir hal alırken, milyonlarca Suriyeli topraklarını terk etmek zorunda kaldı, yüz binlercesi öldü, bir o kadarı da sakat kaldı.

Rusya, İran ve Hizbullah, Esad rejimini Suriye’de kendi çıkarları doğrultusunda döndürdükçe döndürdü. Rusya’nın amacı Suriye’deki varlığını sağlama almak ve askeri üslerini daha da yaygınlaştırmak için rejimin ömrünü uzatmaktır. Rusya ile Esad rejimi arasında imzalanan anlaşma da bunu kanıtlamaktadır. Anlaşmaya göre Rus askeri güçleri 49 yıl daha Suriye’de kalabilecektir. İran da bölgede bir Şii hilali oluşturup Tahran’la Bağdat’ı ve oradan Suriye ve Lübnan’ı birbirine bağlayan bir koridor açmaktır.

Türkiye ile birlikte Katar ve Suudi Arabistan ise Suriye’de Kürtler ellerinde bulundurduğu önemli bir coğrafyada hiç bir statü elde etmesin ve bölgede gerçek bir demokratik muhalefet oluşmasın diye, farklı birçok siyasi ve silahlı grup örgütleyerek ısrarla bunların Suriyelilerden oluştuğunu iddia etti. Ancak zamanla bu grupların Türkiye’nin elinde bir oyuncağa dönüştükleri ve TC’nin istediği gibi onları hareket ettirdiği daha somut açığa çıktı. Önce “Suriye Ulusal Koalisyonu” (SUK) kurarak gerçekleştirdikleri Kürt düşmanlığını en son “Fırat Kalkanı” adıyla açıktan TC’nin Suriye topraklarını işgal etme harekatına kadar vardırdılar.

Türkiye ve AKP hükümeti, 2012 yılı sonlarında önce Kuzey Suriye’de Serêkaniyê kentine saldıran Cebhet El-Nusra çetesini açıktan destekledi. Bu grup direniş karşısında kırılınca, 2014’ten itibaren DAIŞ çetesini destekleyerek Kobani’ye saldırması için her türlü askeri, maddi ve lojistik imkan sundu.

“Esad gitsin” ve “Terörle mücadele” iddiaları gölgesinde Cenevre

Suriye krizine uluslararası alanda ilk çözüm toplantısı 30 Haziran 2012’de Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde yapıldı. Toplantı, Arap Birliği ve BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan tarafından hazırlanan 6 maddelik planın görüşülmesini içeriyordu. İsviçre’nin Cenevre kentinde “Suriye Çalışma Grubu” adıyla gerçekleşen toplantıda

BM-Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a altı maddelik bir barış planı sunmuş, Esad da planı kabul ettiğini açıklamıştı. Plan; Suriye’de çatışmaların son bulmasını, hükümetin ordu birlikleriyle ağır silahlarını protesto gösterileri düzenlenen kentlerden çekmesini ve insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması amacıyla günde iki saat ateşkes ilan edilmesini öngörüyor.

Söz konusu plan, Esad’a herhangi bir takvim dayatmazken, Suriye’de çatışmaların yoğun olduğu bölgelerde her gün iki saatlik ateşkes sağlanarak, insani yardımların gerekli yerlere ulaşmasını öngörüyor.

Plan ayrıca güvenlik güçleri tarafından muhalif isimlerin serbest bırakılmasını ve gazetecilik faaliyetleri önündeki kısıtlamaların kaldırılmasını talep ediyor. Suriye halkının taleplerini karşılayacak siyasi takvimin oluşturulması ve barışçıl gösterilere izin verilmesi de plan dahilinde yer alıyor.

BM ve Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan’ın yardımcısı Jean-Marie Guehenno, Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin’in yanı sıra AB, Türkiye, Kuveyt, Katar ve Irak Dışişleri Bakanları’nın yanı sıra dünyanın birçok ülkesinden siyaset bilimci ve akademisyenin katıldığı en ciddi konferanstan Steffan De Mistura liderliğinde devam ettirilen ve en son 28 Kasım-14 Aralık 2017 tarihleri arasında gerçekleşen Cenevre-8’e kadar sayısız girişim devam etti. Ancak tümü de başarısızlıkla sonuçlanan bu toplantı ve konferansların Suriye halkına hiçbir faydası olmadı, hiçbir çözüm de üretmedi. Aksine her konferans sonrasında Suriye’de iç savaş daha da şiddetlenerek krizin derinleşmesine yol açtı.

Rusya, İran ve Hizbullah’tan doğrudan destek alan Baas rejimi, çözümün anahtarının kendi elinde olduğunu iddia ederken, “terörle mücadele” bahanesiyle tüm Suriyeli muhalif kesimleri “terörist” olmakla suçlayıp Suriye kentlerinin altyapısını ve binaları bombaladı, harabeye çevirdi. TC/AKP, Katar ve Suudi elinde kuklaya dönüşen sözde muhalefet de neredeyse her gün sözde yeni bir “proje” sunarken, hiçbirinin de pratikte bir karşılığı olmadı. Uluslararası her türlü görüşmelerde ‘Esad’ın iktidardan uzaklaştırılma’ dışında hiçbir amaç ve sloganları olmadı.

Bu slogandan da anlaşıldığı gibi rejim ile sözde muhalefet arasındaki savaş, demokratikleşme talebiyle yakından uzaktan ilgisi olmayan bir kirli iktidar savaşıdır. Diyalog-görüşme yöntemleri ve sözde muhalefet heyetinde birçok şahsiyet değiştiği halde zihniyet değişmedi ve böylece her iki taraf da aynı iktidarcı zihniyetle hareket ederek Suriye üzerinde egemenlik kavgası vermeye devam etti.

Cenevre-8’in en ilginç yanı ise ne Baas rejimi ne de sözde muhalefetin hiçbir proje olmadan görüşmelere başlaması ve başarısızlıkla sonuçlanan toplantı ardından her iki tarafın da basın yoluya kendini zafer kazanmış gibi kamuoyunu aldatma girişimi oldu.

Suriyeli yazar Semîra El-Misalmê’nin rejim ile sözde muhalefet arasında Cenevre’de gerçekleşen görüşmelere ilişkin 29 Kasım 2017 tarihli El-Hayat gazetesinde bir makalesi yayınlandı. Makalede ‘muhalefet heyetinin diyalog ve görüşmelerden anladığı ne olduğunu’ ve ‘sadece görüşme masasına oturmanın başarı için yeterli ölçü olup olmadığını’ soran yazar, muhalefetin görüşmelerin her turu için belirgin amaç ve hedefler belirlememesini ve bunları önceden kamuoyuna duyurmamasını eleştirmektedir. Yazar, “Acaba krizin iki tarafı yani Baas rejimi ile muhalefet çözüm anahtarına sahipler mi, yoksa muhalefetin elinde en azından rejime baskı yapacak, minimum düzeyde de olsa kendi çözümünü dayatacak güçlü kartlar var mı? Acaba görüşme-diyalog eylemleri sadece basına poz vermek için gerçekleşen formalite ve şekli bir eylem midir? Mevcut sonuçların açıklanması katılımcıların moralini yükseltmeye, bu seferki görüşmelerin bir öncekinden daha güçlü olduğunu hissettirmeye, görevini layıkıyla yerine getirip her şeyin normale döndüğüne yetecek midir?” diye de sormaktadır.

Bir diğer Suriyeli yazar Mihemed Erselan ise Suriye krizinin şidetlenmesini ve krizin çözümünü öngören tüm toplantı ve görüşmelerin başarısızlığını rejim ile muhalefetin dogmatik zihniyetine bağlamaktadır. Mısır’da yayınlanan Nida-ul Watan (Yankı) gazetesinin 30 Aralık 2017 tarihli sayısında yer alan yazıda Mihemed Erselan, her iki tarafın da milliyetçilik, mezhepçilik ve etnik şovenizme dayalı dogmatik zihniyette ısrar etmeye devam ettiklerini, bunu da Suriye’deki hastalığa derman olarak sunmalarına ise hayret etmemenin mümkün olmadığını yazdı. Yazının devamında; “her iki taraf da yanlış yoldadır. Bu nedenle krizin çözümünde bu taraflardan birine dayanmak olanaksızdır. Rejim onlarca yıl tüm toplumu demokratik bir şekilde yönetmeyi beceremedi, sırtına Türkiye’ye dayamış olan muhalefet de devrim yıllarında Suriye krizine bir çözüm üretemedi. Sandılar ki Türkiye’ye yaslanmakla Suriye krizine çözüm bulacaklar, ama aksine; Türkiye bugün Suriye toplum mozaiğine daha fazla saldırmakta, Suriye halkları içinde yıkım ve parçalanmayı yaymaktadır.

Yine anlaşıldı ki bu iki heyetin (Rejim ile muhalefet) krizle ve çözümüyle ilgilendikleri yok, ellerinde herhangi bir çözüm anahtarı da bulunmamaktadır. Bu görüşmeler de sadece bir basın pozu olmakla sınırlı kamıştır.”

Kuşkusuz Cenevre’de gerçekleşen her 8 diyalog toplantısının başarısızlığa uğramasının en temel sebebi, sahadaki en güçlü ve aktif kesimin bu toplantılara dahil edilmemesidir. Sahada güçlü bu kesim, çoğulcu demokratik bir düşünceye, başarılı bir askeri güce ve güvene sahip oldukları gibi Kuzey Suriye’nin büyük bölümünü (Rojava, Girê Spî, Şedadê, Minbic, Reqa, Tebqa ve Dêra Zor’un doğu kırsalı) özgürleştiren ve geniş bir coğrafyaya güven yayan bir yapıya sahipler.

Astana.. Suriye’de hegemonyasını dayatma savaşları

İktidardaki rejim ile dış güçlere bağımlı ve onların çıkarları doğrultusunda şekillenmiş olan sözde muhalefet arasında gerçekleşen Cenevre görüşmelerinden bir sonuç alınamadı. Cenevre’ye sponsor olan ama çözüm için hiçbir başarı sağlayamayan güçlerin ardından devreye Rusya, İran ve Türkiye girdi. Bu defa Kazakistan’ın başkenti Astana’da güya çatışmasızlık bölgeleri oluşturmak, ateşkes görüşmeleri ve çözümün detayları için bu üç ülkenin uzmanları 23 Ocak 2017’de bir toplantı gerçekleştirdi.

Ama ne Suriye rejimi ne de sözde muhalefet bu toplantıya dahil edilmedi. Sponsor devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda bir çözüm(?) arayışı neticesinde Türkiye ile Rusya arasında çelişkiler yaşandı ve Astana-1 de sonuçsuz kaldı. Moskova yönetimi İran’la birlikte rejime destek vermede ısrarlı olup Türkiye güdümlü sözde muhalif grupları ciddiye almadı. Türkiye de buna karşılık Suriye’deki sözde muhalif çete gruplarının Suriye’nin başka alanlarını da işgal etmeleri için onlara desteğini artırdı.

Ardından 16 Şubat 2017’de Astana-2, 14 Mart 2017’de Astana-3, 1 Mayıs 2017’de Astana-4, 5 Haziran 2017’de Astana-5, 15 Eylül 2017’de Astana-6, 30 Ekim 2017’de Astana-7 ve son olarak 21 Aralık 2017’de Astana-8 toplantıları gerçekleşti. Her 8 toplantı da tıpkı Cenevre gibi hiçbir çözüm üretemeden sonuçsuz kaldı. Rejim ve sözde muhaliflerin sınırlı ve şekli katılımının olduğu Astana toplantılarının en önemli sonucu, Türkiye’nin Halep’teki çetelerini geri çekmesi karşılığında Cerablus ve El-Bab işgaline izin verilmesi oldu. Böylece Esad’ın iktidardan düşürülmesini talep eden sözde muhalefet Türkiye eliyle tasfiye edildi. Astana’ya sponsor olan Rusya, İran ve Türkiye’nin farklı ajandalarla Suriye’deki egemenliklerini güçlendirme arayışları sonucunda Suriye krizi daha da derinleşerek yeni bir boyut kazandı. Amacın Suriye’deki krizi sonlandıracak bir çözüm arayışı olmadığı, her gücün kendi çıkarlarını esas alıp Suriye’deki insanlık trajedisini istismar ettiği bir kez daha açığa çıktı.

Başarısızlık, umutsuzluk dolu konferans, toplantı ve zirveler… Soçi Konferansından ne çıkar?

Bugünlerde Rusya adı ger geçen değişen ve içeriği de belirsiz olan Soçi Konferansını düzenlemeye hazırlanıyor. Rus kaynaklar bu konferansa Suriye’nin tüm toplumsal kesimlerinden 1.500 kişinin katılması öngörülüyor. Ancak gerek sahada elde edilen bilgiler gerekse basın organlarında yer alan haberlere bakılırsa davet edilecekler listesi ve konferans planlaması hâlâ belirsiz. Rusya, İran ve Türkiye’nin sponsorluğuna soyunduğu konferansın içeriğine ve amacına ilişkin sızan bilgiler ise çok sınırlı.

AKP’nin cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, bir süre önce “Soçi konferansı sonucunda özgür seçimlere dayalı bir yeni anayasa” yapılacağını açıkladı.

Rus Sputnik ajansı da Rusya Dışişleri Bakan yardımcısı Mihail Bogdanov’a dayandırdığı haberinde “Soçi Konferansında tüm konularda yasalara kaynaklık edecek bir Anayasa Hazırlık Komitesi’nin kurulacağını” duyurdu.

Suriye Yarın Hareketi (Teyar El-Xed) lideri Ehmed El-Cerba, 27 Aralık 2017’de bir Rus tv kanalına verdiği görüntülü mülakatta Soçi konferansına ilişkin muhalefetin Suriye’nin geleceğini belirleyecek olan anayasa taslağı ve hazırlık komitesi için hiçbir planlamasının olmadığını söyledi. Ne sözde muhalefetin ne de Baas rejiminin kararlı olmadığına işaret eden Cerba, bu girişimde daha çok uluslararası ve bölgesel bazı güçlerin müdahaleleri ve egemenliklerini perçinleme çabaları olduğuna dikkat çekti.

Ancak sözde Suriye Muhalefeti Diyalog Komitesi sözcüsü Yehya El-Irêdî, Katar’ın El-Cezire kanalına konuşarak, “bazı taraflar uluslararası toplumun ve etkili devletlerin rolünü kaparak Suriye’deki olası bir siyasi çözümü kendileri ve destekçileri lehine geliştirmeye çalışmaktadır. Açıktır ki, bunlar kanunun gücünü değil, güçlü olanın kanununu çözüm olarak dayatma gayretindeler” sözleriyle doğrudan Rusya’yı hedef aldı.

Kremlin adına Astana görüşmelerine katılan Rusya heyeti başkanı Alexander Lavrentiev ise, Rus basınına yaptığı açıklamada “Beşar Esad’ın bir an önce iktidardan uzaklaşması çağrısı yapanların Soçi’de yeri yoktur” demesi dikkat çekiyor.

Anlaşılan o ki, Soçi Konferansına sponsorluk yapanlar Suriye’nin geleceğini belirlemek üzere bir anayasa hazırlama çabasındalar. Buna karşılık Suriye muhalefeti olarak geçinen kesimlerin ise, bu konuya ilişkin hiçbir projeye sahip olmadıkları görülmektedir. Eğer Rusya Suriye krizinin çözümünü hızlandırmada gerçekten ciddi olsa, başta demokratik çözüm projesine sahip olan, tekçi değil her halkın özgür ve demokratik birlikteliğini çoğulcu demokratik ulus anlayışıyla esas alan Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu olmak üzere Suriye’deki tüm toplumsal kesimlerin temsilcilerini bu konferansa davet etmelidir.

Herhangi bir etnik ve mezhebi çelişki ve çatışmaya zemin vermeyen demokratik projenin sahibi, Suriye topraklarının % 35’lik bölümünü DAIŞ ve diğer TC güdümlü çetelerden arındırıp özgürleştiren Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu temsilcileri Soçi konferansına katılmayacaksa, o zaman Soçi sponsoru ülkelerin (Rusya, İran ve Türkiye) bu konferansla amaçladıkları tek bir ortak nokta vardır: Baas rejimine yeniden meşruiyet kazandırmak ve Suriye muhalefetini de bu rejime entegre ederek adına ulusal uzlaşı deyip bu temelde hareket ettirmek!

ANHA