İletişim | Hakkımızda
ANHA

Suriye savaşının 8’inci yılı-1

Halkların özgürlük umutları devlet menfaatlerine kurban edildi

YAHYA HEBÎB

HABER MERKEZİ – Suriye’deki savaş işgalci Türk devletinin Efrîn’e yönelik işgal girişimi ve Doğu Guta’ya yönelik saldırılar ile 8’inci yılına girdi. Ülkedeki terör grupları eliyle savaşta direk yer alan uluslararası güçler, menfaatleri gereği ülke halkının demokratik taleplerini görmezden geldi.

Suriye’deki savaş 7’inci yılını geride bırakıp, 8’inci yılına girdi. Demokratik bir sistem amaçlamaktan öte hiçbir bir menfaat gütmeyen Suriye halkları devam eden savaş boyunca uluslararası devletlerin menfaatleri doğrultusunda sürekli olarak kullanıldı. Suriye halkı, yürütülen kirli siyaset pazarlarında hep satıldı. Suriye’deki savaşın sürdüğü 8 yıl boyunca askeri ve siyasi çatışmalarda birçok yol haritası denendi.

Suriye krizi ülkedeki birçok grubun iç çatışması ve kendilerini Suriye muhalefeti olarak adlandıran grupların dış ülkelerden aldıkları emirler çerçevesinde hareket etmesi nedeniyle mevcut durumda olası bir çözümden çok uzak. Devam eden savaşta süreç içinde bölgedeki güç dengelerinde ve güçler arası ilişkilerde birçok kez gelgitler yaşandı.

Bu dosya haberde Suriye’deki savaşın başladığı 2011 yılından 8’inci yılına kadar geçen sürede yaşananlarını hatlarını ele alacağız.

Uluslararası güçlerin menfaatlerine kurban edilen bir halk devrimiDOSIYA-SURIYE-3-300x253

Suriye savaşı 2011 yılında başladı. Bu süreçte Suriye’de yaşayan tüm halklar bölgede devam eden “Arap Baharı”na katılmayı umuyordu. Ancak Suriye’deki bu halk devrimi devletlerin ve çete gruplarının çıkar çatışmaları sonucu şiddetli bir savaşa dönüştü. Bu süreç 8’inci yılına girmesine rağmen da devam ediyor.

Suriye’nin Ürdün sınırında bulunan Deraa kentinde 7 yıl önce kimi gençler tarafından rejim karşıtı yazılamalarda yapıldı. Bu yazılamalar Suriye’de yakılmak istenen ateşin ilk kıvılcımı olacaktı. Bu kıvılcım ki Baas Rejimi tarafından 40 yıldır biriktirilen öfkenin patlamasına yol açacaktı. Deraa’da gençlerin tutuklanmasının ardından başlayan rejim karşıtı protestoların şiddetli bir savaşa dönüşeceği ve milyonları etkileyeceğini belki de o dönem kimsenin aklına dahi gelmezdi.

Rejim karşıtı yürüyüşler kısa sürede Humus, başkent Şam’ın köyleri ve birçok merkeze yayıldı. Suriye’deki iktidarı 40 yıldır bir ateş gibi elinde bulunduran rejim, bu protestoları hazmedemedi ve sivillere sert müdahalelere başladı. Rejimin müdahalesiyle özellikle Humus’ta sivillerin katledilmesiyle Suriye’deki halk ayaklanması yeni bir aşamaya evirilmiş oldu.

Suriye ordusundan Hisên Hermûş başta olmak üzere birçok komutanın ayrılmaya başlaması ile halk direnişlerinde yeni bir süreç başladı. Halk ayaklanmasının ilk yılının Eylül ayında Özgür Suriye Ordusu Riyad El-Esed’in komutanlığında kuruluşunu ilan etti. ÖSO Humus ve Resten’de rejim güçleri ile çatışmalara başladı. ÖSO ilk eylemini başkent Şam’ın Harasta ilçesinde bulunan hava istihbarat birimine yönelik gerçekleştirdi.

Eylemler arttı ve şiddetlendi

Arap Devletleri Birliği 2012 yılında devam eden çatışmaların çözümü için öneriler geliştirdi. Buna göre muhalifler ile rejim güçleri arasında görüşmeler gerçekleştirilecek ve ulusal hükümet kurulması ön görüldü. Yine, Suriye lideri Beşar Esad’ın yetkilerini yeni bir hükümet kuruluncaya kadar yardımcısına devretmesi talep edildi. Bu dönemde Türkiye’nin yöneticiliğini sürdürdüğü Suriye Ulusal Konseyi öneriyi kabul etti ancak Suriye hükümeti öneriyi kabul etmeyeceklerini açıkladı.

Suriye rejimi aynı yıl içerisinde Humus’un Baba Emrû Mahallesi’ne yönelik askeri bir hareket başlattı ve 26 gün süren çatışmaların ardından Riyad El-Esed mahalledeki güçlerinin planlı bir şekilde geri çekildiğini duyurdu. Bu çekilme mahallede büyük tahribatların yaşaması ve sivillerin katledilmesinin ardından gelişti.

Aynı yılın Haziran ayından dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından Güvenlik Konseyi ve Avrupa Birliği üyesi ülkeleri ile Kuveyt, Katar ve Irak ile Arap Birliği üyesi ülkelere Suriye’de siyasi bir çözüm için İsviçre’nin Cenevre kentinde toplanma çağrısı yapıldı.

Aynı yılın Temmuz ayında ise Suriye Resmi Televizyonu, Suriye Ulusal Güvenlik Merkezi’ne yönelik saldırıda Suriye Savunma Bakanı Dawid Racha, Yardımcısı Asif Şewket ve Suriye Başkan Yardımcılığı Sözcüsü Hesen Tirkmanî’nin öldüğünü duyurdu. Saldırıda öldürülen görevlilerin yerine yeni yöneticiler görevlendirildi. Daha sonra Resmi Televizyon’da açıklama yapan Suriye ordusu, “Teröristlerin bu saldırıları ordunun ülkeyi teröristlerden arındırma ısrarını artırmıştır” dedi.

Ülkede Ağustos ayında en kanlı dönem başlamış oldu. Ülkede bir ay içerisinde 5 bin kişi öldü.

Devam eden savaşta çete grupları ilerleme sağladı

Ülkede 2013 yılında da Türkiye ve Katar başta olmak üzere bölge devletlerinin desteklediği gruplar ile rejim güçleri arasındaki savaş tüm şiddetiyle devam etti. Ülkede terör saldırıları her geçen gün artarken, bölgede birçok devletten Türkiye üzerinden Suriye’ye sokulan yabancı çetelerin sayısında da önemli bir oranda artış yaşanmaya başlandı.DOSIYA-SURIYE-1-300x248

2013 yılında şiddetli çatışmaların merkezi haline gelen Şam ve Halep’in kırsalında binlerce kişi hayatını kaybetti. Çatışmada olan her iki taraf da binlerce sivili katletti. Aynı yılın Mayıs ayında da rejim güçleri ve Hizbullah güçleri Humus’un stratejik bir öneme sahip El-Qısêr ilçesini 18 gün devam eden çatışmaların ardından geri aldı.

Ağustos ayında da Doğu Guta’da çok kanlı saldırılar gerçekleştirildi ve bu saldırılarda uluslararası devletler tarafından yasaklanan kimyasal silahlar kullanıldı. Uluslararası Kimyasal Silah Kullanımı Karşıtı örgüt  Şam’a gelerek incelemelerde bulundu ve kimyasal silah kullanıldığını doğruladı.

Silahlı muhaliflerin Suriye’nin birçok merkezini ele geçirmesinin ardından rejim güçleri de daha fazla güç kaybetmemek için hareketlerinde değişikliğe gitti. Savunmaya ağırlık veren rejim güçlerine İran ve Lübnan Hizbullah’ı tarafından destek gönderildi. Aynı dönemde Cebhet El-Nusra ve sonrasında da DAIŞ gibi çete grupları güçlenmeye başladı. Bu durumla beraber Suriye’deki savaş içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Bölgedeki güçler ve uluslararası devletler Suriye’de devam eden savaşı yakından takip etti. Bunların büyük bir bölümü de ülkedeki gruplar eliyle direk savaşın içerisinde yer aldı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, ABD ve Avrupa devletleri Esad’ın iktidardan indirilmesini istedi. Ancak Rusya ve Çin bu durumun gerçekleşmesine izin vermedi. Ülkedeki karışıklıktan yararlanan çete grupları Suriye’de geniş bir coğrafyayı işgal etmeye başladı.

Küresel ve bölgesel gerginlik

Suriye’deki savaşın çözümü için Cenevre ve Viyana gibi merkezlerde birçok geniş toplantı gerçekleştirildi. Ancak bu toplantıların hiçbirinde bir sonuç elde edilemedi. Suriye’de barışçıl gösteriler ile başlayan halk devrimi bir anda dünya krizine dönüştü.

Türkiye başta olmak üzere Suriye’nin etrafındaki devletler menfaatleri gereği yürüttükleri politikalar ile ülkedeki çete gruplarına sonsuz destek sundu. Türkiye bu savaş ile birlikte Osmanlı işgalciliğini tekrardan hayata geçirmeyi planladı. İran ise ülkede Şii hilalini yaşatmak için rejim güçlerine destek verdi.

Türk devleti askeri havaalanlarını tüm dünya devletlerine açarak bu şekilde çetelere daha kolay yardımda bulundu. Türk devleti sınır hattını çete gruplarının geçiş kapısı olarak kullandı ve çetelere sürekli silah yardımında bulundu. İran ise devam eden savaşta farklı bölgelerde Şii savaşçılarını toplayarak rejim güçlerinin desteğine gönderdi.

Suriye’deki savaş ABD ve Rusya’yı yarıştıracak kadar dünya kamuoyuna yansıdı.DOSIYA-SURIYE-1-300x169

Rejim zayıfladı ve DAIŞ Suriye’nin büyük bir bölümünü işgal etti

DAIŞ çeteleri 2014 yılında Suriye ve Irak topraklarında ilerleme kat ederek her iki devletin büyük bir bölümünü işgal etti. DAIŞ Haziran 2014’te Irak’ın Musul kentinden kısa bir süre sonra Suriye’nin  Reqa kentini işgal etti. DAIŞ 29 Haziran 2014’te Reqa’yı hilafet başkenti olarak ilan etti. Yine Dêrazorê’nin büyük bir bölümünü ele geçirdi. Halep, Hama ve Şam kırsalında da büyük bir toprak parçası DAIŞ tarafından işgal edildi. Bu işgallerle, DAIŞ kısa sürede neredeyse Suriye’nin yarısını işgal etmiş oldu.

Rejim güçleri 2014 yılında yenilgiye doğru gidiyordu. Yine Cebhet El-Nusra gibi bölge devletlerinin desteklediği çete grupları da ülkede ilerleme kat ediyordu. Bu gruplar en büyük destekçileri ise, Katar ve Türkiye’ydi. DAİŞ’nin giderek genişleyen işgaline paralel bu çete grubu da Halep, İdlib, Dera ve Humus gibi merkezlerin büyük bir bölümünü hakimiyeti gele geçiriyordu.

Bu çete gruplarının suriye içinde ilerlemeleri ve işgal sınırlarını genişletmeleri ile Suriye rejiminin etrafındaki çember daraltılarak birkaç kente sıkıştırıldı.

Suriye genelinde çete gruplarının ölüm ve yıkım üzerine kurdukları hakimiyet sürerken, rojava’da YPG ve YPJ güçleri de öz savunma pozisyonuna geçti.  2014 yılında ilan edilen Demokratik Özerk yönetim kapsamına giren üç kantonun güvenliği artık YPG-YPJ güçleri tarafından sağlanıyordu.

Rusya’nın yönelimleri resmileşti

Her geçen gün yenilgiye doğru giden Suriye rejimi, işbirliğinde olduğu Rusya’ya sığındı. Her iki ülke arasında 2015 yılında imzalanan bir antlaşma ile Rusya’ya süresiz bir şekilde Himêmim Havaalanını kullanma hakkı verildi. Rusya’ya karşılıksız olarak bu hakkı tanıyan Suriye rejiminin amacı kendisini sağlama alarak ömrünü uzatmaktı.

Rusya 2015 yılının Eylül ayından sonra Suriye’deki varlığını güçlendirerek birçok askeri havaalanını denetime aldı ve ülkeye ağır silahlar getirdi. Rusya’nın Hımemim hava alanını alması, ülkeye ağır silahlar taşıması, savaşa direkt katılım anlamına geliyordu. Ancak, Rusya Suriye’ye girmeden önce İsrail ile de askeri anlaşma yaptı.

ABD ordusu resmi olarak Suriye’ye girdi

ABD ise Suriye’deki savaşın başladığı ilk günlerden itibaren muhalif güçlerle ilişki geliştirdi ve onlara askeri eğitim verdi. ABD’nin eğittiği bu muhalif güçler bir süre sonra kendi içinde farklı gruplara bölündü ve bunların büyük bir kısmı DAIŞ’e katıldı.

ABD, ilk kez 4 Mart tarihinde 51. Tabur ismini verdiği ve askeri eğitimden geçirdiği 50 kişilik silahlı bir birliği Suriye’ye gönderdi. Ezaz’dan Suriye’ye geçen bu grup kısa süre içerisinde yok oldu ve silahlarını DAIŞ’e teslim etti.

YPG ve YPJ güçleri ise ülkedeki terör karşıtı mücadelede varlığını kanıtladı. Uluslararası koalisyon ve YPG arasında imzalanan anlaşmayla Kobanê’de YPG’ye havadan destek verildi. Bu destek QSD’nin kurulduğu 2015 yılına kadar da devam etti.

Erdoğan Rusya’ya sığındı

Türk devletinin 24 Kasım tarihinde Rusya’nın savaş uçağını sınır hattına yakın bir noktada düşürünce Putin, bu saldırıyı teröre destek olarak tanımladı. Erdoğan 6 ay boyunca süren gerginliğin ardından defalarca özür dileyerek üzüntüsünü dile getirdi. Erdoğan bundan sonra Rusya ile işbirliği yaparak Suriye’deki planlarını Rusya ile yapma politikası güttü. Rusya da Türkiye kanalı ile Suriye’deki birçok çete grubuyla ilişki geliştirebildi.

Rusya lideri Putin 2016 yılının sonlarına doğru Suriye’deki krizin çözümü için Türkiye ile anlaştıklarını ve Astana’da gerçekleştirilecek görüşmeler için beraber hareket edeceklerini, açıkladı. Astana’da 23 Ocak 2017 tarihinden itibaren Suriye işgalinde parmağı olan Rusya, İran ve Türkiye arasında ilk toplantı gerçekleşti. Çatışmasızlık bölgeleri üzerine anlaşan üç devlet bu şekilde Suriye’deki varlıklarını meşrulaştırma yoluna gitti.

Türk devleti bu ittifakın hemen ardından İdlib’in bir bölümünü işgal etti. Türk devleti şimdi de Efrîn’i işgal etmek istiyor. Yine Minbic başta olmak üzere Kuzey Suriye’nin diğer merkezlerini durmadan tehdit ediyor.

Türk devleti 20 Ocak tarihinden itibaren Rusya’nın da hava sahasını açmasıyla Efrîn’e yönelik barbarca saldırılara başladı.

Suriye’deki ittifaklar ve güçler değişti

Suriye’de etkili olan devletlerin çizdiği yol haritası 2015 yılından 2018 yılına kadar defalarca değişti. YPG, YPJ ve QSD güçleri Suriye’nin büyük bir bölümünü DAIŞ çetelerinden temizleyerek özgürleştirdi. Girê Spî, Minbic, Tebqa, Reqa, Şedadê, Hol, Kizwan Dağı, Eyn Îsa ve Dêrazorê çetelerden temizlendi. Suriye’nin yüzde 30’luk bölümü mevcut durumda YPG-YPJ’nin korumasında bulunuyor.

Yürütülen mücadele karşısında DAIŞ’in işgal altında tuttuğu merkezler bir bir geri alınırken, çeteler Şam’ın ve Hama’nın kimi köyleri ile Suriye çölüne sıkıştırıldı.

Öte yandan Türkiye’ye bağlı çete gruplarının denetiminde bulunan merkezler de geri alınıyor. Rejim güçleri Idlib’in birçok köyünü bu çetelerden geri aldı.

Cerablus ve Bab gibi merkezlerde Türk devletine bağlı terör gruplarının denetiminde bulunuyor.

Humus, Hama ve Siwêda gibi merkezlerde de bulunan Türkiye’ye bağlı çete grupları da işgal ettikleri merkezleri kaybediyor. Rejim güçleri Şam’ın kırsal kesimdeki bölgelerini büyük çoğunluğunu denetimine aldı. Rusya ve Suriye rejim güçleri 18 Şubat tarihinde Doğu Guta’ya yönelik kapsamlı bir hareket başlattı.

ANHA